Bilgi Kaldıraçlama ile Rekabette Üstünlük (Prof. Dr. İbrahim Kavrakoğlu)

Bilgi Kaldıraçlama” ile Rekabette Üstünlük

Prof. Dr. İbrahim KAVRAKOĞLU


Rekabet faktörü her zaman önemli oldu. Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısını incelediğimizde, rekabet faktörlerinin zaman içinde değiştiğini görüyoruz. Mesela II. Dünya Harbi'ni izleyen 1950'li ve 60'lı yıllarda dünyada büyük bir üretim darboğazı ortaya çıkmıştı. Savaşın yıkıcı etkileri altında Almanya, İngiltere ve Japonya büyük bir çöküş yaşamıştı ve ürünlere büyük bir talep vardı. Bu talebi karşılayabilen büyük üretim kapasitesine sahip kuruluşlar önemli bir rekabet üstünlüğüne sahiptiler.

70'li yıllara gelindiğinde, piyasalarda belli bir doyum olmuştu. O dönemde yükselmeye başlayan Asya Kaplanları, piyasalara kalitesi nispeten düşük, fakat son derece ucuz ürünler sunmaya başlamıştı. Piyasalar ucuz ürünlere de doyduktan sonra, 1980'li yıllarda kalitenin önemi anlaşıldı ve Japonya'nın liderliğinde kalite devrimi başladı. Sıfır hatayı, yani % 100 kaliteyi başarabilenler ön plana çıktılar. Tüm dünyada Japon firmaları rekabetçilikleri ile imrenilir hale gelmişlerdi. Fakat bu paradigma da 1990'lı yıllarda sona erdi. Çünkü yüksek kalite artık herkes tarafından kabul edilmiş ve gerçekleştirilebilir hale gelmişti. Doksanlı yılların aşırı rekabetçi ortamında değişime çabuk ayak uydurabilen hızlı ve esnek firmalar başarılı oldular.

Günümüzde ise, tek bir faktöre dayalı olarak rekabetçi olabilmek mümkün değil. İşte XXI. Yüzyılın ortamını tarif eden gerçek! Nitekim gerek Japonya'da, gerekse A.B.D.'de ve AB'de, birkaç yıl önce birinci derecede beğenilen firmaların sapır sapır döküldüğünü gördük. Bu yarış içinde ahlâk dışı yollara başvuranların sayısı az olmadı. Başta danışmanlık firmaları olmak üzere birçok firmanın tarihe karıştığı görüldü. Peki bu ortamda üstünlük yaratan temel faktör ne olacaktır? Benim inancım esas faktörün bilgiyi kullanabilme becerisi yani “bilgi kaldıraçlama” becerisi olacaktır.

Neden bu faktöre önem verdiğimi açıklamak için önce kaldıraçlama kavramı üzerinde durmak istiyorum.

Kaldıraçlama terimi, şirketlerin literatürüne “finansal kaldıraçlama” ile girmiştir. Çok basit anlatımıyla finansal kaldıraçlama, bir firmanın sahip olduğu öz kaynaklarla yetinmeyip yabancı kaynakları da kullanabilme becerisidir. Yani öz sermayesi ile yüz birimlik iş hacmine ulaşabilecekken yabancı kaynakları da kullanmak suretiyle iki yüz, hatta üç yüz ya da beş yüz birimlik iş hacmine ulaşmak mümkündür.

Bilgi kaldıraçlamasını da benzer şekilde tarif etmek istiyorum. Bir kuruluş ya da bir birey bilgi birikimini artırarak üstünlük sağlayabilir. Fakat daha da büyük üstünlük sağlamak istiyorsa, sahip olmadığı bilgileri de kullanabilmelidir. İşte buna bilgi kaldıraçlaması diyorum. İngilizcesi “knowledge leveraging” olan bu kavramı böylece tespit ettikten sonra, rekabetçi ortamda çalışmak zorunda olan şirketleri kısaca bir incelemek yararlı olacak.

Yukarıda verdiğim tarife göre, aslında üç şirket kategorisi ortaya çıkıyor. Bunlar klasik şirketler, yani finans kaynaklarını yabancı kaynaklarla da güçlendirerek finansal kaldıraçlamayı başarabilen firmalar. İkinci kategori de keza finansal kaldıraçlamayı başaran, fakat kendileri bilgi üreten firmalar. Üçüncü kategori ise, yine finansal kaldıraçlamayı başardığı halde, esas üstünlüğü bilgiyi kaldıraçlamakta olan firmalar. Bunları da kısaca değerlendirelim.

Şirketlerin performanslarını değerlendirmekte çok sayıda kriter kullanmak mümkün. Bunlar arasında şirketin büyüme hızı, net kârlılığı, brüt kâr marjı, finansal rasyoları, piyasa değeri ve bunun gibi pek çok kriter sayılabilir. Ama temelde değer yaratmanın bir göstergesi olarak, biz burada piyasa değerinin defter değerine oranını alacağız. Eğer bir firmanın piyasadaki değeri ancak defter değeri kadarsa, bu firmanın hiçbir değer yaratmadığı söylenebilir. Ama piyasa değeri defter değerinin üzerinde ise, aradaki fark kadar değer yaratmış demektir. Mesela piyasa değeri defter değerinin iki katı olan bir firma, varlığının bir katı kadar değer yaratmış olmaktadır. Bu temel göstergenin kendisi önemli olduğu gibi, bu değerin büyüme hızı da çok önemlidir. Yani değer yaratma hızı.

Bu iki kritere göre yukarıda saydığım üç kategorideki firmaları analiz etmek mümkün. Aşağıdaki tabloda bilgi üreten en büyük firmaların isimleri gözüküyor. Bunlar arasında bilgisayar, mikro işlemci, ilaç sanayi ve gen mühendisliği firmaları var. Görüldüğü gibi, bu firmaların piyasa değerlerinin defter değerine oranı 5 ila 12 kat arasında değişmiş.

Klasik şirketleri saymaya lüzum yok. Bunlar zaten genelde biliniyor. Fakat bilgiyi kaldıraçlayabilen firmaların en büyüklerine baktığımız zaman aşağıdaki değerleri görüyoruz. Bu firmalarda da keza, piyasa değerinin defter değerine oranı çok yüksek rakamlara ulaşabiliyor. Yine bu kategoride bilgisayar ve elektronik gibi alanlar olduğu gibi yazılım, yönetim danışmanlığı, bilgi ticareti gibi alanlar var. Hatta en altta yer alan iki firma yani Nike ve H&M aslında hazır giyim ve spor malzemesi alanında faaliyet gösteren firmalar.

Her üç kategoriyi yukarıda saydığım kriterlerle değerlendirdiğimizde en yüksek performansı bilgiyi kaldıraçlayabilen firmalarda görüyoruz. Gerçi bilgi üreten firmalar klasik firmalara kıyasla çok daha yüksek defter değeri oranlarına ve büyüme hızlarına sahip. Fakat bilgiyi kaldıraçlayabilen firmalar, keza piyasa değerleri defter değerlerine yüksek olduğu gibi, bunu çok hızlı bir şekilde gerçekleştirmiş oluyorlar. Alttaki şekilde de bu kıyaslama kolaylıkla görülebiliyor.

Yukarıdaki ifadelerden ve analizden belki bilgi kaldıraçlamanın ne anlama geldiği kolayca anlaşılmayabilir. Ama tabloda yer alan firmaların tek tek özelliklerini inceleyecek olursak, bilgi kaldıraçlamanın ne anlama geldiği ve bu firmaların esas hünerlerinin ne olduğu kolayca görülecektir.

Önce dünyanın en kıymetli şirketlerinden biri olan Microsoft'u ele alalım. Microsoft gerçi büyük atılımını IBM PC'ler için uyguladığı MS DOS sistemine borçludur, ama Microsoft bu sistemi kendisi gerçekleştirmemiştir. IBM'in ihtiyacını doğru tespit edip bu yazılımı başka bir firmadan temin edip IBM'e pazarlamış ve lisansı da kendi elinde tutmuştur. Yani piyasadaki boşluğu gördüğü gibi, onu nasıl doldurabileceğini de keşfetmiştir. Bu ilk başarının ardından Microsoft olduğu yerde durmamıştır. Ürünlerini sürekli geliştirmiş piyasanın ihtiyaç duyabileceği özellikleri doğru tespit edip, onları kolay kullanılabilir ucuz bir üründe sağlamıştır. Bugün dünyada en çok kâr eden firmalardan biri Microsoft'tur. Ama bunu yaparken çok sayıda insan kullanarak değil, kendi firmasında görevlendirdiğinin dışındaki insanlarla başarmaktadır. Microsoft ortalamada şirkette çalışan her kişi için dışarıda 12 kişinin de bilgisinden yararlanmaktadır. Başka bir ifade ile şirket dışında geliştirilen bilgi ve yaratıcılığı kendi lehine kullanabilme becerisini gösterebilmektedir.

Cisco firmasına gelince, her ne kadar bir ileri teknoloji firması olsa da Cisco, hemen hemen tüm bilgi birikimini dışarıdan elde etmektedir. Başka firmalarca geliştirilen teknoloji, komponentleri ve ürünleri kullanmakta ve hatta ürünlerin tasarımlarını bile dışarıdan sağlamaktadır. Ama bunları çok akıllı bir şekilde birleştirip piyasaya sunabilmiş ve internet ekonomisinin lideri olmuştur.

Dell firması ise, bugün bilgisayar satışlarında lider konuma gelmiş bir Amerikan firmasıdır. Dell firması da keza kendisi bilgi üreten bir firma olmaktan ziyade başka firmalarca yaratılmış bilgileri akıllıca kullanabilmişdir. Mesela Just In Time sistemini Toyota'dan almıştır. Yani TPS (Toyota Production System) bilgisayar üretimi için kullanmış ve sıfır stokla üretim yapar hale gelmiştir. Keza, internet ekonomisi ile ortaya çıkan e-ticareti kendi amacı doğrultusunda kullanma becerisini göstermiş ve müşterilerine doğrudan satışı yapar hale gelmiştir. Bu sayede toptancı ve perakendeciyi ortadan kaldırdığı gibi müşterisine doğrudan ulaşmanın getirdiği tüketici bilgilerine de sahip olma becerisi göstermiştir.

Örnekler çoğaltılabilir. Benzer şekilde Nike ve H&M firmaları da kendileri bilgi üretmedikleri halde piyasada gelişen becerileri ve yetkinlikleri kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı başarabilmişlerdir. Bugün her ikisi de dünyanın sayılı hazır giyim firmalarındandır.

İnternetin yaygınlaşması ile bilgi kaldıraçlamanın önemi daha da artmaya aday. Şekil 3'teki grafiğe kısaca bir göz atmak bile bunu anlamak için yeterli. Şekilde de görüldüğü gibi erişilen bilgi miktarı yakın zamanlara kadar çok yavaş bir tempoda artmış. Çünkü bilgiye ulaşmanın yöntemleri ancak belli teknolojik atılımlar sayesinde artmış. Örneğin; telefon, telekomünikasyon, faks vb. teknolojiler. Fakat internetin yaygınlaşması ile olağanüstü bilgiye erişme imkanı yaratıldı. Geçmiş yıllara kıyasla belki 1000'ler hatta 100.000'ler mertebesinde büyük bir bilgiye ulaşma kapasitesi doğdu. İşte bu teknolojinin de imkanlarını kullanarak bilgi kaldıraçlamayı çok etkin bir şekilde uygulamak mümkün. Benim kanaatim XXI. Yüzyılın temel paradigmasının, yani güç kaynağının bilgi olduğu fakat en önemli becerinin de bu kaynaktan yararlanma yeteneği olduğu doğrultusunda...