Galatasaray‘dan Yönetim Dersleri (Melih Arat)

Yönetim dünyası, gelişim süresi boyunca değişik dallardan yararlanmıştır. Örneğin, takım çalışması konusunda önemli ölçüde takım oyunlarından yararlanmıştır. Galatasaray Spor Kulübü'nün futbol alanında aldığı başarı da yönetim alanı için bir model kabul edilebilir. Galatasaray'ın gerek kulüp yönetimi, gerekse Fatih Terim'in teknik direktörlüğü, gerekse takım oyuncuları üzerine daha derin ve ayrıntılı araştırmalardan önemli dersler alınabilir. İlk bakışta görünen birkaç derse bakalım.

Büyük Hedef
Bir grubun gerçek bir takım olabilmesi için, ortada üyelerin bireysel amaçlarını gölgede bırakacak dev bir hedef gerekir. Galatasaray'ın içinde bulunduğu mücadele UEFA kupası mücadelesi değildi. Leeds United ya da Arsenal gibi takımlar, kupayı almak için mücadele ediyordu. Söz konusu kupa Avrupa kupası olarak oldukça büyük bir hedefti, ama Galatasaray bir milletin üç yüz yıllık yenilgisini telafi etmeye çalışıyordu. Özellikle son elli yıldaki iletişim devrimi, her Türk vatandaşının Türkiye'nin çağdaş dünyadan ne kadar geri kaldığını fark etmesine yol açmıştı. Türk insanı, yönetim uzmanları gibi Türkiye'de dünya kalitesinde birey ya da organizasyon olmadığını açıkça söyleyemese de bu duyguyu en derininde hissetmektedir. İşte Galatasaray, üç yüzyıllık geçmişi olan bu duyguyu yenmek için sahaya çıkıyordu. Her yıl bir takım Avrupa Şampiyonu oluyor, kıtasal basit bir yarışmadır aslında, ama bir Türk takımı için basit bir yarışma değildir. Türklerin teknoloji, ticaret, edebiyat, bilim, moda ve sayısız alandaki geri kalmışlığının, beceri sahibi olmayışının telafi edileceği bir yarışmadır. Galatasaray'ın kupa maçını tekrar izleyecek olursanız orada gaziler göreceksiniz. Caponi, Bülent bir anlamda yaralanmalarına rağmen maça devam etmişlerdir. Gerçekten Galatasaraylılar birer savaş kahramanı gibi maça devam etmişlerdir. Arsenal'in bu anlamda kazanma şansı yoktu. Arsenal sadece Kupa için oynuyordu, Galatasaray ise bir ulusun yeniden uyanışı için, bir ulusun kendine ve dünyaya kendine ispatlaması için oynuyordu.

Zevk Alarak Oynamak
Fatih Terim, oyuncularına zevk alarak oynamalarını öğütlüyor. Gerçekten iş hayatında da "show" yaparcasına, hayranlık uyandıracak işler yapmak insana zevk veriyor. İnsan işini bir sanat eseri gibi, estetik ve özünü katarak yaptığında müşterisinden önce kendisi zevk alıyor. İşinizi yapış kalitenizden zevk almaya başladığınızda, işinizi giderek daha iyi yaparsınız. Fatih Terim, oyuncularına zevk alarak oynayın derken, kendiniz zevk alacak kadar güzel oynayın diyor.

Takım
Galatasaray takımında öne çıkan özelliklerden biri Galatasaray'ın gerçek bir takım olması. Bugün futbol takımları, 50 yıl öncesinin yerel özelliklerini kaybetti. Eskiden belirli bir kentin, mahallenin insanlarının oluşturduğu takımların yerini, dünyanın değişik yerlerinden sermaye, dünyanın değişik yerlerinden oyuncuların oluşturduğu takımlar alıyor. Avrupa'da ya da Türkiye'de pek çok takımda yerli ve yabancı oyunculardan oluşan bir karma görüyoruz. Galatasaray'da Hagi, Popescu, Caponi Taffarel gibi oyuncular, diğer oyuncularımızla tamamen entegre olmuşlar, hatta daha ötesi Türkiye'yle bütünleşmişler. Onlar da ne para için, ne de Avrupa kupasını almak için oynadılar. Hepsi Türkiye için oynadı. Maçtan sonra yapılan söyleşilerin hepsinde, gazetecilerin "Galatasaray'ın kupayı alması karşısında ne hissediyorsun" gibi sorulara hep "bu kupa Türkiye için önemli" dediler. Uzmanı değilim, ama Galatasaray'daki oyuncular worldclass-dünya kalitesinde görünüyor. Diğer bir deyişle her biri kendi başına bir dünya kalitesinde birer oyuncu. Sıra üstü bir takım için, sıra üstü beceride oyunculara ihtiyaç var.

Fatih Terim
Fatih Terim, bir açıdan harika bir örnek. Farklı işleri olan ya da işi olmayan, herkes futboldan konuşurken, o kesinlikle futbol dışında bir şey konuşmuyor. Niçin? Çünkü Fatih Terim, futbol alanında bir uzman. Uzmanlığından başka bir konuda konuşmuyor. (Bu satırların yazarı da şu anda futbola gönderme yaparak yazsa da, konuyu kendi uzmanlığı açısından değerlendiriyor.) Fatih Terim, sürekli olarak alanındaki gelişmeleri takip eden, bilgi ve yeteneklerini geliştirmeye çalışan, işine odaklı, işini ciddiye alan bir usta. Takım üstündeki gücünü, işindeki ustalığından, bilgisinden alıyor.

Aile
Uzaktan görüldüğü kadarıyla Galatasaraylı oyuncuların aileleri de, oyuncuları destekliyor. Büyük mücadelelere girdiğinizde ailenizin desteği kritiktir. Büyük bir mücadele zaman ve fedakarlık ister, sadece bu mücadeleye giren kişiden değil, onun ailesinden yakınlarından da. Hatta belki de daha fazla onlardan. Sıra üstü becerideki biri, ciddi bir mücadele içindeyse onun ailesinin ya da yakınlarının zamanını da bu büyük mücadele çalar. Ne dersiniz Galatasaray araştırmaya değer değil mi?